Devletlerin en önemli görevlerinden birisi; bireylerin sağlığı ile ilgilenmek, hastalıklarla mücadele etmek ve gelecek nesillerin sağlıklı büyümeleri için önlemler almaktır. Bir toplumdaki bireyler ne kadar sağlıklı, güçlü ve iyi gelişmiş ise o toplumun ilerlemesi ve gelişmesi o kadar önemli olur.
Bu doğrultuda Cumhuriyet Dönemi’nin milli sağlık politikası; vatandaşların sağlığını korumak, ölüm oranını azaltmak, nüfusu artırmak, bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek ve bu yolla bireylerin sağlıklı yetişmesini sağlamak olmuştur. Bu nedenle de numune hastaneleri, sağlık ocakları ve doğumevleri açılmıştır. Sağlık hizmetlerinin köylere götürülmesi ve bulaşıcı hastalıklar ile mücadele edilmesi hedef olarak belirlenmiştir.
Halk sağlığının korunmasına yönelik temel laboratuvar hizmetlerini yürütmek üzere 1928 yılında Hıfzıssıhha Müessesesi kurulmuştur. 1930’da ise Umumi Hıfzıssıhha Kanunu çıkarılmıştır. Hıfzıssıhha Kanunu ile kolera, veba, tifo, tifüs, zehirlenme, çiçek, difteri, kızıl gibi hastalıkların ilgili birimlere bildirilme mecburiyeti getirilmiş ve bu tür salgın hastalıklar parasız tedavi edilmeye başlanmıştır.
1877’de “Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti” olarak kurulan, 1923’te ise “Türkiye Hilal-i Ahmer Cemiyeti” adını alan sağlık ve yardım kuruluşuna Atatürk tarafından Kızılay adı verilmiştir. Kuruluş, 1935’te “Türkiye Kızılay Cemiyeti” ve 1947’de “Türkiye Kızılay Derneği” adını alarak sağlık ve sosyal yardım faaliyetlerini sürdürmüştür. Sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefine uygun olarak 1924’te Ebe Okulu, 1925’te ise Kızılay Hemşire Okulu, 1924’te İstanbul ve Sivas’ta sağlık memurları yetiştiren okullar açılmıştır.






