Din, akıl sahibi insanları özgür iradeleriyle iyiliğe yönlendiren ilahi kurallar bütünüdür. İnsanlara hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaşmaları için rehberlik eder. Temelinde Allah’a inanmak yer alır. Allah, evrende mükemmel bir düzen kurmuş ve bunu değişmeyen yasalarla sürdürmüştür. Kur’an’da bu düzen “sünnetullah” olarak adlandırılır.
Bilim, evrenin işleyişini gözlem ve deney yoluyla inceleyen sistematik bir bilgi alanıdır. Bilimsel gerçekler, aslında Allah’ın koyduğu bu düzenin keşfedilmesidir. Bu nedenle bilim ile din arasında çelişki değil, uyum söz konusudur.
İslam’da akıl ve bilgi son derece önemlidir. Kur’an, insanı düşünmeye, araştırmaya ve ilim öğrenmeye teşvik eder. Yaklaşık 750 ayet, doğayı incelemeye ve aklı kullanmaya çağırır.
Kur’an-ı Kerim:
- “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
- “Aklınızı kullanmaz mısınız?” gibi ifadelerle ilme ve akla değer verir.
İslam âlimleri, bu anlayışla bilimsel alanlarda önemli çalışmalar yapmışlardır. Harizmi, Farabi gibi isimler, matematikten sosyolojiye kadar birçok alanda öncülük etmişlerdir. Hz. Peygamber de sahabesini dil öğrenmeye, tarım ve tıbba yönlendirmiştir. İlmi öğrenmenin, öğretmenin ve bu uğurda sabretmenin fazileti birçok hadiste vurgulanmıştır.
İslam geleneğinde din ile bilim arasında çatışma yoktur; bilakis birbirini destekleyen iki alan olarak görülür. Ancak Batı’da özellikle Orta Çağ’da kilise ile bilim arasında ciddi çatışmalar yaşanmış, bilim insanları Engizisyon Mahkemeleri’nde cezalandırılmıştır. Bu tarihî örnek, din-bilim ilişkisinde farklı kültürel yaklaşımların etkisini göstermektedir.






